<?xml version="1.0" encoding="utf-8" standalone="yes"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
  <channel>
    <title>Dönüş on Sezai Babakuş</title>
    <link>/tags/d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F/</link>
    <description>Recent content in Dönüş on Sezai Babakuş</description>
    <generator>Hugo -- gohugo.io</generator>
    <language>tr</language>
    <copyright>(c) sezaibabakus.net</copyright>
    <lastBuildDate>Thu, 01 Oct 2015 00:00:00 +0000</lastBuildDate>
    <atom:link href="/tags/d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F/index.xml" rel="self" type="application/rss+xml" />
    <item>
      <title>Sanaldan Gerçeğe, Hamasetten Eyleme...</title>
      <link>/blog/sanaldan-gercege/</link>
      <pubDate>Thu, 01 Oct 2015 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/sanaldan-gercege/</guid>
      <description>Ne kadar söz varsa düne ait&#xA;Dünle beraber gitti cancağızım&#xA;Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.&#xA;Mevlana&#xA;Gelmişini-geçmişini bilmeyenin dünyası&#xA;şimdi gördüğü kadardır.&#xA;Neşat Ertaş&#xA;Bugünü anlamak… Toplumumuzun bugünkü durumunu pekçok açıdan değerlendirebilir ve tanımlar çıkarabiliriz. Ben şöyle görüyorum: Geçmiş, şimdi ve gelecekten oluşan zaman köprüsünün ortasında durmuşuz. Bir geriye-geçmişe bakıyoruz, bir ileriye-geleceğe. Aklımız, yüreğimiz, ayaklarımız bocalıyor. Ne yapacağımıza, nereye gideceğimize karar veremiyoruz. Şaşkınız, telaşlıyız, biraz da çaresiz. Oyalanıyoruz, ağır-aheste…</description>
    </item>
    <item>
      <title>Dönüşçünün Türküsü</title>
      <link>/blog/donuscunun-turkusu/</link>
      <pubDate>Wed, 12 Jan 2011 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/donuscunun-turkusu/</guid>
      <description>1864’den 1878’e onbeş yılda birbuçuk milyonduk vatanı terke zorlanan, 1990’dan 2010’a yirmi yılda üçbiniz vatana geri yolalan. Henüz üçbin dönüş öyküsü yazabildik, üç bin dönüş türküsü. Binleri onbinlere, onbinleri yüzbinlere ulaştırabilsek bir destan yazmış olacağız. Şimdilik her dönüşçü kendi öyküsünde, kendi türküsünde. Herbirı kıymetli, herbiri destanımıza bir iplik. Ve elbet, bu ayrı öykülerin bu ayrı türkülerin hepsinde ortak bir söz, ortak bir ses vardır: zordur dönüşçü olmak&amp;hellip;&#xA;Evet, dönüşçü olmak zordur.</description>
    </item>
    <item>
      <title>500 Cesur Yürek Aranıyor</title>
      <link>/blog/500-cesur-yurek-araniyor/</link>
      <pubDate>Tue, 13 Apr 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/500-cesur-yurek-araniyor/</guid>
      <description>Geleceği kazanmak için 500 cesur insan arıyoruz. Abhaz-Abazin, Adige, Wubıh, 500 ‘Çılgın Çerkes’… 20 Mayıs 2011 sabahı “Dönüş” adlı gemiyle yola çıkarak 21 Mayıs sabahı güneşi Sohum’da selamlayacak 500 iyi insan arıyoruz. Sürgün ağıtımızı denize bırakıp dönüş şarkımızı söyleyecek 500 güzel insan… 500 insan arıyoruz, anavatana dönüşümüze öncülük edecek. Vakit geldi, yolumuz açık. Şans bizden yana, cesaret bizden ola.&#xA;&amp;hellip;&#xA;Daha yüzelli yıl evvel, imparatorluklar çağının güç savaşlarına kurban olan bir halkız.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Eleni Gitti, Bakışı Bende Kaldı: Abhazya&#39;daki Greklerin Dönüş Öyküsü</title>
      <link>/blog/eleni-gitti-bakisi-bende-kaldi-abhazyadaki-greklerin-donus-oykusu-/</link>
      <pubDate>Tue, 06 Apr 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/eleni-gitti-bakisi-bende-kaldi-abhazyadaki-greklerin-donus-oykusu-/</guid>
      <description>Neredeyse yirmi yıldır bir fotoğraf dolaşır benimle, siyah-beyaz bir sadakatla nereye gitsem peşimde. Bıkmadan, bıktırmadan&amp;hellip; Biraz boynu büküktür. Çocuksu, masum bir yüz. Sanki bir tutam sitem serpmiş müebbet hüznüne. Yine de kıyamaz sanki, helal eden minik bir gülümseyişle selamlar, kocaman zeytin gözleri. Sevgiyle, tutkuyla bakar. Sarıp sarmalar beni.&#xA;Bu, Eleni’nin fotoğrafıdır. Nereye gitsem benimle&amp;hellip;&#xA;&amp;hellip;&#xA;1992’nin 1 Haziran sabahı, henüz güneş uykudayken, ince bir sisin sessizliğinde sahil boyu yürümüştük, Sohum limanına.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Ardzınba&#39;yı Uğurlarken</title>
      <link>/blog/ardzinbayi-ugurlarken/</link>
      <pubDate>Fri, 12 Mar 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/ardzinbayi-ugurlarken/</guid>
      <description>VLADİSLAV ARDZINBA, 1945-2010&#xA;4 Mart (2010) sabahı, Vladislav G. Ardzınba&amp;rsquo;nın öldüğü haberi ile uyandığımda güçlü bir zembereğin harekete geçirdiği mekanik misali giyindim, dışarı çıktım, Anadoluhisarı&amp;rsquo;nın Göksu-Küçüksu derelerinin Boğaz&amp;rsquo;a ulaştığı yayda voltalamaya başladım. Küçüksu Kasrı kenarından gözlerimi denizin, düşüncelerimi zamanın akışına bıraktım.&#xA;Bir sigara tellendirip efkarımı Velimir Hlebnikov&amp;rsquo;un dizeleriyle üfledim;&#xA;Yıllar, insanlar ve halklar akarsu gibi&#xA;Ebediyyete akıp gözden kayboluyorlar&#xA;Kâinatın esnek aynasında.&#xA;Yıldızlar balık ağı, balıksa bizler&#xA;Tanrılar, karanlıktaki hayaletlerdir.</description>
    </item>
  </channel>
</rss>
