<?xml version="1.0" encoding="utf-8" standalone="yes"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
  <channel>
    <title>Kafkasya on Sezai Babakuş</title>
    <link>/tags/kafkasya/</link>
    <description>Recent content in Kafkasya on Sezai Babakuş</description>
    <generator>Hugo -- gohugo.io</generator>
    <language>tr</language>
    <copyright>(c) sezaibabakus.net</copyright>
    <lastBuildDate>Sun, 30 Sep 2018 00:00:00 +0000</lastBuildDate>
    <atom:link href="/tags/kafkasya/index.xml" rel="self" type="application/rss+xml" />
    <item>
      <title>Abhazya Savaşı, Rusya Faktörü ve Sergey Baburin’in Rolü…</title>
      <link>/blog/abhazya-savasi-rusya-faktoru-ve-sergey-baburinin-rolu/</link>
      <pubDate>Sun, 30 Sep 2018 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/abhazya-savasi-rusya-faktoru-ve-sergey-baburinin-rolu/</guid>
      <description>25. Yılında…&#xA;Abhazya savaşı, Rusya faktörü ve Sergey Baburin’in rolü…&#xA;Yıllar akıp gitti, daha dünmüş gibi hatırladığımız Abhazya-Gürcistan savaşı olup biteli çeyrek yüzyıl geçti. 14 Ağustos 1992’de Gürcistan’ın işgal ve ilhak amaçlı saldırısıyla başlayan savaş, 30 Eylül 1993’de Abhazya’nın zaferiyle sonuçlanmıştı. Savaştan sonra iki ülke ilişkilerinin geleceği üzerine yürütülen müzakereler sonuçsuz kalmış, Gürcistan’ın yeni saldırı girişimleri boşa çıkarılmış ve Abhazya 1999’da bağımsızlığını ilan etmişti. 2008’de Rusya’nın (ve akabinde başka ülkelerin) bağımsızlığı tanımasıyla bugünlere gelindi…</description>
    </item>
    <item>
      <title>2014: Kurgular ve Gerçekler...</title>
      <link>/blog/2014-kurgular-gercekler/</link>
      <pubDate>Thu, 01 Oct 2015 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/2014-kurgular-gercekler/</guid>
      <description>Kurgu boşa çıktı, Kafkasya ve Kafkas halkları 2014’ü kazasız-belasız atlattı. Kurgu tutsaydı, muhtemelen Kafkasya, şu günlerde, Batı ile Rusya arasında yaşanan yeni soğuk savaşın yegane sıcak hattı olacaktı. Neyse ki tutmadı…&#xA;Neydi kurgu? Sürgünün 150.yılıydı. Üstüne üstlük, Rusya, sürgünle özdeşik Soçi/Kbaada’da kış olimpiyatları düzenliyordu. Velhasılı 2014, Kafkas (ya da Çerkes) intifadası için biçilmiş yıldı. Durumdan vazife çıkaran Amerikalı (biraz da Avrupalı) sivil-askeri kurmaylar Tiflis karargahında toplanıp planlar hazırlamışlardı. Ne zaman? Gürcistan’ın G.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Sanaldan Gerçeğe, Hamasetten Eyleme...</title>
      <link>/blog/sanaldan-gercege/</link>
      <pubDate>Thu, 01 Oct 2015 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/sanaldan-gercege/</guid>
      <description>Ne kadar söz varsa düne ait&#xA;Dünle beraber gitti cancağızım&#xA;Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.&#xA;Mevlana&#xA;Gelmişini-geçmişini bilmeyenin dünyası&#xA;şimdi gördüğü kadardır.&#xA;Neşat Ertaş&#xA;Bugünü anlamak… Toplumumuzun bugünkü durumunu pekçok açıdan değerlendirebilir ve tanımlar çıkarabiliriz. Ben şöyle görüyorum: Geçmiş, şimdi ve gelecekten oluşan zaman köprüsünün ortasında durmuşuz. Bir geriye-geçmişe bakıyoruz, bir ileriye-geleceğe. Aklımız, yüreğimiz, ayaklarımız bocalıyor. Ne yapacağımıza, nereye gideceğimize karar veremiyoruz. Şaşkınız, telaşlıyız, biraz da çaresiz. Oyalanıyoruz, ağır-aheste…</description>
    </item>
    <item>
      <title>Bahar Muştusu</title>
      <link>/blog/bahar-mustusu/</link>
      <pubDate>Tue, 01 Nov 2011 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/bahar-mustusu/</guid>
      <description>Amerikalı oyun kurucular yavaş yavaş dillendirmeye başladı, ‘Arap Baharı’ndan sonra sırada ‘Kafkas Baharı’ varmış. Gila Benmayor, 30 Eylül 2011 tarihli Hürriyet’teki köşesinde, şimdi ‘Atlantik Konseyi’ adlı düşünce kuruluşunun başında bulunan ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Ross Wilson’la yaptığı konuşmaya dayandırıyor, ‘Kafkas Baharı’ muştu’sunu&amp;hellip;&#xA;Amerikalılar pratik ve pragmatik insanlardır, dünyaya çeki düzen verme işinde çağa uygun yöntemler bulmakta ve bunları iletişim illüzyonuyla dünyaya satmakta hamarattırlar. Yakın zamana kadar bu işi doğrudan CIA, Pentagon, NATO vb.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Dudayev&#39;i Hatırlamak</title>
      <link>/blog/dudayevi-hatirlamak/</link>
      <pubDate>Sat, 23 Apr 2011 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/dudayevi-hatirlamak/</guid>
      <description>21 Nisan, Çeçenistan’ın efsanevi lideri Cahar Dudayev’in ölüm yıldönümüdür. Bundan onbeş yıl önce (1996’da), aracı başında telefonla konuşurken yeri tespit edilmiş ve bir Rus savaş uçağı tarafından güdümlü füzeyle vurulmuştu… Merak ettim, Çeçenler ve diğer Kafkasyalılar Dudayev’ı hatırlayıp anıyor mu diye, 21 Nisan öncesi ve sonrası bir hafta boyunca ulaşabildiğim tüm internet mecralarına (mail grupları, web siteleri, facebook sayfaları vs.) bakındım; Çeçenistan’daki bugünkü yönetim ve muhalif gruplar da dahil olmak üzere, hem anavatanda hem diyasporada Dudayev’in ölüm yıldönümüyle ilgili çok az söz, yazı ve etkinlik görebildim.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Benzeşen Haller</title>
      <link>/blog/benzesen-haller/</link>
      <pubDate>Sat, 29 Jan 2011 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/benzesen-haller/</guid>
      <description>Ruhi Su’nun ‘halimiz benziyor hallerinize’ türküsünü belki siz de duydunuz. Türkü kısadır, özdür, geleneksel bir ezginin üzerine yazılmış birkaç bilge sözdür. Evet, benzeşen hallerdir bireyleri ve toplumları biraraya getiren. Dünya kuruldu kurulalı bu böyledir; tüm örgütlenmeler, tüm birliktelikler benzeşen haller üzerinden sağlanagelmiştir.&#xA;Benzeşen haller birleştiricidir. Bazen kurulu düzenin nemalananlarıdır benzeşenler, bazen de mağdurları. Feodal beyleri birleştiren de benzeşenler denklemidir, feodalizme meydan okuyanlar da. Spartaküs, kendi gibi köle- gladyatörlerle birlik olup başkaldırmıştır.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Gelenek, Din, Demokrasi ve Biz</title>
      <link>/blog/gelenek-din-demokrasi-ve-biz/</link>
      <pubDate>Fri, 21 Jan 2011 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/gelenek-din-demokrasi-ve-biz/</guid>
      <description>Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde giderek artan radikal dinci terör saldırıları kadar, KBC Yönetimi’nin sorunu eski gelenekler üzerinden ve ‘sivil savunma komiteleri’ yoluyla çözme arayışı da sorgulanmaya muhtaç gözüküyor. ‘Dini kimlik’ ile ‘milli kimlik’i karşı karşıya getirecek böylesi bir yöntemin daha büyük iç çatışmalara yolaçma riski bir yana, belki de asıl üzerinde durmamız gereken, bunun ‘demokrasi ve hukuk’ bakımından ne anlam taşıdığıdır. Hatta vizörü daha da genişleterek, bireysel ve toplumsal yaşam algımızda gelenek, din, demokrasi ve hukuk kavramlarının ne ifade ettiğini ve nasıl önceliklendiğini tartışmak gerekir kanısındayım.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Karanlığın Gölgesi</title>
      <link>/blog/karanligin-golgesi/</link>
      <pubDate>Wed, 05 Jan 2011 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/karanligin-golgesi/</guid>
      <description>Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde, en son değerli biliminsanı Arslan Tsipinov&amp;rsquo;un öldürülmesiyle doruğa çıkan kaotik şiddet ortamı, hepimizi kaygılandırıyor. Ülkeyi teslim alan bu vahim sürecin biran önce durmasını, barış ve sükunetin sağlanmasını diliyoruz.&#xA;Önceleri başkent Nalçik’de asker ve polisleri hedef alan ‘münferit’ saldırıların giderek artması, sivil hedeflere yönelmesi ve ülkenin tamamına yayılması, toplumu sindirmeye yönelik planlı-sistemli bir karanlık savaşın tırmandırıldığını gösteriyor. Nitekim, orada yaşayan dostlarımızdan aldığımız bilgilere göre, artan şiddet olayları yüzünden toplumda korku ve umutsuzluk giderek yaygınlaşıyor.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Marifetler</title>
      <link>/blog/marifetler/</link>
      <pubDate>Tue, 28 Dec 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/marifetler/</guid>
      <description>Bu yazıya başlık olmayı hakeden sözcüğü, en sevdiğim yazarlardan Ursula K. Le Guin’in okumakta olduğum aynı adlı kitabından ödünç aldım. Le Guin’in öyküleri, felsefi ve edebi lezzetlerle seyreltilmiş düşsel nehirlerdir. Usulca sizi kucaklar, uzaklara taşır; farklı dünyalara, farklı coğrafyalara, farklı toplumlara ve insanlara ulaştırır. Öykü bittiğinde, aslında kendi küçük dünyanızda bir yolculuk yaptığınızı anlarsınız. Kendinizi keşfedersiniz. Eğer J.R.R.Tolkien’i sevmişseniz, Le Guin’e taparsınız&amp;hellip;&#xA;Le Guin ‘Marifetler’de (roman), dağda yaşayan ve her biri farklı marifete sahip özgür klanların oluşturduğu federatif bir toplumu anlatır.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Şimdi Siyaset Zamanı</title>
      <link>/blog/simdi-siyaset-zamani/</link>
      <pubDate>Tue, 30 Nov 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/simdi-siyaset-zamani/</guid>
      <description>Siyasetin, fırsatları ve riskleri yönetme sanatı olduğu söylenir. Fırsatlar mevzi kazanmak, riskler ise mevzi korumak için yönetilir. Her iki durumun da ustası olmak gerekiyor. Sadece fırsatlara odaklanıp riskleri görmezden gelmek kadar, risklere saplanıp fırsatları ihmal etmek de başarısızlığa çıkıyor. Başka değişle, fırsat varken (tutuk kalıp) avallayan da, risk varken (acul olup) çuvallayan da kaybediyor&amp;hellip;&#xA;Geçmiş kuşaklarımız siyasetin fırsatları ve riskleri yönetme sanatı olduğunu iyi bilselerdi ve risk-fırsat gelgitinde yol almada daha usta olsalardı, hiç kuşkusuz tarihimiz bir başka yazılırdı.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Paraziter Güdümlü Milliyetçilik</title>
      <link>/blog/paraziter-gudumlu-milliyetcilik/</link>
      <pubDate>Tue, 23 Nov 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/paraziter-gudumlu-milliyetcilik/</guid>
      <description>Son dönemlerde Çerkes tanımı üzerinden tuhaf bir Adige milliyetçiliği türedi, tıpkı daha önce sahne alan tuhaf Abhaz milliyetçiliği gibi. Tuhaf diyorum çünkü, sözcük oyunlarının sığlığında fırtına yaratmaktan ibaret bir milliyetçilik. Hırçın ve saldırgan. Bu kelime milliyetçiliğinin bayraktarlığını yapanların çoğu, gerilim filmlerinin kötü karakterleri gibi hep gölgede duruyorlar. Gölgeden tehdit ediyorlar, ateş açıyorlar ve bıçak sallıyorlar. İhtiraslı ve iştahlılar. Ya yıkıcı bir travmanın kurbanı psikopat seri katili oynuyorlar, ya da herşeyi kazanmak isteyen şişko patrona çalışan kiralık katili&amp;hellip;</description>
    </item>
    <item>
      <title>Geleceği Uzun Olanlar Devri</title>
      <link>/blog/gelecegi-uzun-olanlar-devri/</link>
      <pubDate>Mon, 25 Oct 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/gelecegi-uzun-olanlar-devri/</guid>
      <description>Hayatın akışı hızlandıkça ve rekabet keskinleştikçe gençlerin özel ve toplumsal yaşam alanındaki rolleri artıyor; karar ve yönetim erki yaşlılardan gençlere geçiyor. Toplumlar, geçmişin anılarını değil geleceğin hayallerini seslendirenlere prim veriyor. Bu, deneyimden çok atılıma, statükodan çok değişime öncelik veren yeni anlayıştır. Çağımızın en önemli değişimlerinden biridir. 2000’li yıllar, geçmişi uzun olanların değil geleceği uzun olanların devri&amp;hellip;&#xA;Değişim, tam da dünyanın en gelenekçi toplumu sayılan İngilizler’de başlamıştı. Muhalefetteki İşçi Partisi 1994’deki kongresinde 39 yaşındaki Tony Blair’i lider seçmişti.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Yalnızlığın Şarkısı</title>
      <link>/blog/yalnizligin-sarkisi/</link>
      <pubDate>Sun, 10 Oct 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/yalnizligin-sarkisi/</guid>
      <description>Yalnızlığın şarkısı hükmeder bize. Kafkasya’nın birliği, Kafkas halklarının birlikteliği diye yola çıkıp yirmi yılda iflas etmemiz ve gele gele Adige- Abaza-(ve Ubıh) birliğini bile çok görecek hale gelmemiz bundandır. Yüzyıl önce de böyle olmuştu, ve ondan önceki yüzyıllarda da. Yalnızlığın şarkısı teslim almıştır bizi&amp;hellip;&#xA;Yalnızlığın şarkısını rüzgar fısıldar kulağımıza. Efsunlu bir ses, kutsal bir söz gibi kuşatır bizi. Aklımıza, yüreğimize ve illaki egomuza hükmeder. Özgürlüğü bibaşınalık, özgünlüğü aykırılık sanacak kadar yalnızlaşmayı yüceltir benliğimizde.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Amerikan Şeyi Deyer Bize*</title>
      <link>/blog/bir-amerikan-seyi-deyer-bize/</link>
      <pubDate>Mon, 19 Jul 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/bir-amerikan-seyi-deyer-bize/</guid>
      <description>Dünyanın neresinda olursak olalım mutlaka bir Amerikan şeyi deyer dokunur bize. Bu şey bazen küçüktür gündelik yaşamımıza deyer; bir paket cıgara ya da bir şişe cola olur keyfimize deyer, bir blue jean olur mabadımıza deyer&amp;hellip;. Bazen büyük olur hayatımıza değer; bilimdir, teknolojidir, insanlık namına ilerlemedir. Bazen demokrasidir ve özgürlük. Geçmişimize deyer ve geleceğimize. Bilincimize değer bilincimize. Efendimizmişcesine hayatımıza deyer. İstesek de istemesek de, beyensek de beyenmesek de deyer bize. Bazen tenimize deyer geçer, bazen içimize değer; gözümüzden kulağımıza, dilimizden damağımıza, gırtlağımızdan midemize, kalbimizden aklımıza.</description>
    </item>
    <item>
      <title>Milliyetçilik ve Yurtseverlik</title>
      <link>/blog/milliyetcilik-ve-yurtseverlik/</link>
      <pubDate>Thu, 13 May 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/milliyetcilik-ve-yurtseverlik/</guid>
      <description>Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in Türkiye ziyareti, iç politikadaki Baykal sansasyonu nedeniyle biraz gölgede kaldı. İki ülke arasında birçok alanı kapsayan anlaşmalar yapıldı, stratejik işbirliğinin geliştirilmesi yönünde önemli adımlar atıldı. Sadece vizenin (kısmen de olsa) kalkması için atılan imzalar bile büyük anlamlar taşıyor. Bu ziyaretin detaylarını ve Rusya- Türkiye ilişkilerini nasıl şekillendireceğini önümüzdeki günlerde daha iyi anlayacağız ve yorumlayacağız.&#xA;Hiç kuşku yok ki, Türkiye-Rusya ilişkileri Kafkas halklarının geleceği bakımından kilit önem taşıyor.</description>
    </item>
    <item>
      <title>&#34;Yüz Çiçek Açsın, Bin Fikir Yarışsın&#34;</title>
      <link>/blog/yuz-cicek-acsin-bin-fikir-yarissin/</link>
      <pubDate>Sat, 24 Apr 2010 00:00:00 +0000</pubDate>
      <guid>/blog/yuz-cicek-acsin-bin-fikir-yarissin/</guid>
      <description>Genel kanı, internet’in yeni bir aydınlanma çağı başlattığıdır. Buna dijital devrim diyenler de var. En sevdiğim tanım ise muhafazakar toplum bilimcilerin kullandığı ‘anarşinin altın çağı’dır. Zira dijital devrimin geniş kitlelere sağladığı ‘bilgiye ulaşma’ imkanı klasik düzeni sarsıyor, hiyerarşik yapıları altüst ediyor. Artık statüko sökmüyor, emir-komuta işlemiyor. Toplumlar devlet elitine ve yönetenlere internet sayesinde meydan okuyabiliyor; toplum-devlet ilişkisi yeniden tanımlanıyor. Şeffaflık ve hesap sorulabilirlik kurumsallaşıyor. Bu demokrasidir, özgürlüktür, özgürleşmedir.&#xA;İnternet bize sadece bilgiye kolay ulaşma olanağı vermiyor, düşüncelerimizi, itirazlarımızı beklentilerimizi&amp;hellip;velhasıl kişisel manifestolarımızı deklare etme, yayma imkanı da sağlıyor.</description>
    </item>
  </channel>
</rss>
